22 Ağustos 2011 Pazartesi

Martin Eden (08.11)

Jack London, Martin Eden'da yarı-otobiyografik bir roman kurgular ve yazar olabilmek için hayatını ortaya koyan ve başına gelen tüm trajedilere rağmen bu yoldan asla dönmeyen Martin'in şaşırtıcı hikâyesini anlatır.

Martin'in yazarlık macerası Ruth'a olan aşkıyla başlar. Önceleri, yalnızca iyi bir eğitim almış, ailesi toplumun üst sınıfından olan Ruth'un aklında ve kalbinde bir yer edinebilmek için okumaya ve öğrenmeye başlar; ama sonra Martin'in entelektüel bilgisi Ruth'un ve onun ait olduğu dünyanın ötesine açılır. Martin işçi sınıfını keşfeder ve yazarlık serüveni, San Francisco işçi sınıfının içinden yükselir.

Yazar olmaya karar verdiği andan itibaren bitmek tükenmek bilmeyen bir azimle yazar ve yazdıklarını yayıncılara gönderir. Martin, yanıt olarak yalnızca tekrar ve tekrar reddedildiğini bildiren mektuplar alır. Asla pes etmez, inancını yitirmez ve Jack London, kahramanı Martin'e romanın sonunda bu azmin hakkını verecek bir sürpriz ve beklenmedik bir final hazırlar
.. Bu kitap bireyciliğe bir saldırıdır. Martin Eden, başkalarının ihtiyaçlarının farkına varmayan aşgırı bir bireycidir. Hayalleri kaybolduğunda, uğrunda yaşıyacağı hiçbir şey kalmaz.
-Jack London-

Martin, bir maceraperest ve aksiyon adamıydı, bunu becerebilen pek fazla yazar da yoktur.
-George Orwell-

Özet;
Martin Eden bir denizcidir.O kendini eğitmiş ve böylece zengin burjuvalarda biri olmuştur.Kolej eğitimli sosyetik Ruth Morse sayesinde çabalarını yüksek düşünme hayatına yöneltmiştir.
            Bizim kahramanımız bir yazar olur.İşi ve hayatı ile ilgili düşüncelerini yazar.Kendi türünü ortaya çıkarır.Örnek aldığı kişi yazar Spencer’dır.
Nasılsa sadece Russ Brissenden –George Sterling üzerine yazan solcu bir şair- onun yazılarında bir ışık görür.
             Ruth Martin’i bırakır.Çünkü o Martin’i başarısız bulur ve onun için başarısız şeyler değerli değildir.Dergiler ve gazeteler Martin’in yazılarını yayınlamıyorlardır.Ve onu kötü şöhretli biri ilan etmiştirler.Gerçek olmayan suçlamalardan dolayı sosyalist ilan edilmiştir.
             Sonunda Martin ünlü olur , herkes tarafından tanınır ve Ruth onu geri ister fakat o artık Martin’in miğdesini bulandırıyordur.
Brissenden’ın intiharı Martin’i çok etkiledi tam da Brissenden’in yazısı –Martin’in gizlice yolladığı-büyük ilgi görmüşken...
            En sonunda anlar ki o bir insanın hayatı boyunca uğraşıp da ancak bulabileceği bir gerçeği öğrenmiştir.Ona göre yaşamanın bir anlamı kalmamıştır ve artık dünyada ona bir yoktur.


               Zengin olmanın artık onun için bir anlamı kalmamıştır, gerçek sevgiyi bulamadıktan sonra...O da yapması gereken şeyi yapar ve intihar eder ama bu ona göre doğrudur.
               Martin çalışmayı sevmez ve günlük bir programa ayak uyduramazdı.
Kendini ezdirmezdi.Kızlar ona hayrandı , yakışıklıydı ama o 3. sınıf kızlarını istemiyordu.O, Ruth’u istiyordu.
              Birgün bir kavga çıktığında Marti bir adamı kurtarır.Adamın adı Arthur Morse’dur.O Martin’e teşekkür etmek için onu evine yemeğe çağırır.İşte Martin Ruth’u ilk defa orada görür.Burjuvaların oturduğu, lüks mobilyaların olduğu bir yerde ona vurulur.
              Martin Ruth’la evlenmek istiyordur fakat aralarındaki uçurumu da görüyordur.
Ruth ona kendini geliştirmesinde yardım eder , ona dersler verir.Martin çok gelişmiştir.Fakat ne kadar gelişse de geçmişinde yaşadığı zorluklardan dolayı oluşan içindeki vahşiliği bedeninden atamaz.Kendini doğru ifade edemez.Bir tartışma konuşmasında bir gazeteci tarafından yanlış anlanır ve gazeteci ona sosyalist damgası vurulur.Ruth bu büyük vahşeti görmemezlikten gelemez.
Zaten Bayan Morse ve Bay Morse da bu ilişkiye karşi çıkıyorlardı.Bu olay da onlar için bir fırsat olur ve ikisini ayırırlar.
            Martin yazı yazmaya devam eder.Gönderdiği yazılar geri çevrilir.Fakat hiç beklemediği bir anda  yazıları kabul edilmeye başlanır ve Martin zengin olur.
Ruth’tan ayrıldıktan sonra Lizzie Connoly’le arkadaşlık eder.Lizzie bütün 3. sınıf kızları gibi Martin için ölebilir ama Martin onu sevmiyordur.Bunu ona da söyler.
            Artık bütün günleri aynı boşlukta geçiyordur.Parası da vardır ama sıkılmıştır.
Eskiden hayran olduğu için kavgalı olduğu yargıç Blount ve Bay Morse bile onu yemeğe çağırır.Bu adilik diye düşünür.Yemeğe ihtiyaç duyduğunda çağırmazlardı da bin yemek yiyebilecek parası varken çağırırlar.Halbuki o aynı Martin Eden’dir, değişmemiştir.
Artık yazmayı bırakır.Şu ana kadar yazdığı yazıları sırayla satar.Çok para kazanır.Parasının bir kısmını kardeşleri, komşusu, eski arkadaşı Joe ve Lizzie için harcar.Ve Güney Denizi’ne gitmek için son kez gemiye biner.Gemide sıkıldığı için hayran olduğu Swinburne’ün bir kitabını okur.Kitaptaki şiirde okuduğu şu mısralar onu intihar etmeye yöneltir:
...
Hiçbir yaşamın sonsuz olmadığı,
Ölülerin asla dirilmediği,
...

          Denize atlar, ciğerlerini nefes ile doldurur ve gidebileceği kadar derine gider.Derine gittikçe basınçtan kullakları ağrır.Elinde olmadan yukarıya çıkmak için çaba harcadı ama boşuna nefesi yetmez.Artık o ölüydü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder